24 Temmuz 2009 Cuma

Daday Parkı'nda



Şu karşı kavak dallarında
Bir vakit ölüler asılıymış
Güngörmüş bir serseri karşımda
Gömleğini göbeğine kadar açmış
Şu karşı kavak dallarında


Aklım bir karış havada
Serseri hiç durmadan anlatıyor
Her odunun kokusu dumanında
Serserinin sigarası yüzümü yalıyor
Aklım bir karış havada


Şair, mendil niye kanar merak ediyor
Şüpheye düşüyorum Kürsi gibi aklımdan
Daha korkuncu bendedir bilmiyor
Kan damlıyor kavak ağacı dallarından
Şair, mendil niye kanar merak ediyor


İsa Mesih'dir gelen elinde balta
Büyük bir gürültü çıkıyor kavaktan
Sırasıyla üçler yediler kırklar dallarını yolmakta
Davudi bir ses irkiltiyor ta uzaktan
İsa Mesih'dir gelen elinde balta

Sonraları suya düşecek baltanın hiyayesi pek hazindir
Kara kedinin akıbeti onu da helak etmiştir
Nice kavimler bu hikayeyi nesilden nesile geçirecekdir
Daday Parkı sakinleri bu hikayeye şahitlik edecektir
Sonraları suya düşecek baltanın hikayesi pek hazindir


***

Açıklamalar:

Şiirin kafiye ve mısra kurgusuna baktığımızda, Sezai Karakoç etkisi ilk olarak kendini belli ettirmektedir: a-b-a-b-a kafiye düzeni ile birlikte ilk ve son mısranın aynı olması gibi..(bkz.:Mona Roza)

Şu karşı kavak dallarında:
Buradaki kavak ağacı, rivayete göre, şiirin yazıldığı kasabada darağacı olarak kullanılırmış. İdam cezaları pek görülmese de, 1873 doğumlu bir kasaba olmasından mütevellit idam cezalarının bu şekilde ifa edilmesine, ağacın yaşını hesaba katmadan inanılarak şiire aksedilmiş.

*Şiirin ilk kıtasında bahsi geçen serseriyi Tutunamayanlar'dan hatırlıyoruz..
Turgut, Selim'in hatıralarının peşinde koşarken, o bohem zamanlarının birinde bir bankta oturmaktadır. Turgut, gömleğinin çözülü iki düğmesine bakarak, serseriliğinden dem vurduğu vakit; o sırada bir adam Turgat'a yaklaşır ve sigara ister. Turgut adamı görünce az önce kendisine yaptığı serserilik tesbitinde ne kadar yanıldığını anlar ve asıl serseriliğin böyle olduğunu; "Adamın gömleğinin düğmeleri göbeğine kadar açık!" şeklinde itiraf eder.
Bu düşünceler içinde yanıbaşındaki adamı seyrederken, adamın suskun bakışına da hayret eder. ve 'Gİtaliküngörmüş bir serseri. Beklemesini biliyor.' diye, serseriyi övmekten kendini alamaz.


*İkinci kıtada, şiirdeki serseri yorumlanırken, Mevlana'dan yararlanılmış. Mevlana Celaleddin Rumi'nin Mesnevisi'nde geçen şu sözü hatırlayalım: "Her odunun kokusu, dumanından meydana çıkar."
Gel gelelim şiiri yazan zat-ı muhterem bu sözün hikmetini kendi sahanınca algıladığından, ardından, şu komik sözü söyleyiveriyor: Serserinin sigarası yüzümü yalıyor. Mevlana bilmesini onun için kar sayıp, hikmet bilmezliğiyle alay etmeden bu mısrayı bu kadarla geçiştiriyoruz.


Şair bir mendil niye kanar merak ediyor:
Edip Cansever'in o ünlü "Mendilimde Kan Sesleri" şiirnin son mısralarını hatırlayalım: "Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar/ Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar/ Mendilimde kan sesleri./"

Edip Cansever'den öykünerek , daha korkunç hislerin varlığından bahsedilmiş. Ancak bu hislerin ne olduğunu anlamamızdan hemen önce , yazar, aklından duyduğu şüpheden bahsetmiş. Burada aklına yaptığı teşbih; açıklamak için kayda değer: ...Kürsi gibi aklımdan.

Kürsi: Tasavvuf ve hükema felsefesini birleştirenler, içinde hirçbir şey olmayan ve dümdüz olan Atlas feleğine kürsi adını verirler.


**Ahir zamanda bir Mesih'in geleceğine inananlardan olduğu anlaşılan, yazar: İsa Mesih'tir gelen... şeklinde devam ediyor. Belli ki kurtulaşa erilecek Mesih'in de Hz. İsa olduğuna kanaat getirilmiş. Bilindiği gibi Mesih hakkında rivayetler(bkz.:Mesih) çeşitli olduğundan insanlar arasında ortak bir kanaat oluşmamıştır.
Şiirde Mesih ağacı keserken, tarikat teşkilatlanmasında tarikatin iskeletini oluşturan; üçler, yediler ve kırklar da Mesih'e yardımcı edilmiş..

Üçler: Tasavvufta Kutup ile imameyn denilen iki yardımcısına verilen addır. Tanrı erenlerinin en uluları olarak bilinirler. Buradaki Kutb, her zaman içinde Peygamber'e varis olacak birisi bulunacağı için bu kişiye verilen addır. Böyle mukaddes birinin etrafında kainatın döndüğü kabul edilir ve 'kutb' kelime manası olarak bu kabulden doğar. Pek benzemese de hiyararşik bir tabloya göre uyarladığımız vakit işbu yapılanmanın tepesinde kutup, daha sonra en yakınında üçler, sonra yediler, kırklar, abdallar gelir.

(Editör notu: 4. kıtada bahsi geçen Davudi ses; Hz. Davud'a itafendir. Kur'an'da adı 14 yerde de geçen Hz. Davud'un sesinin güzelliği meşhurdur. Öyle ki, O Zebur okurken herkes susup onu dinlermiş. Hatta o derece etkili olurmuş ki onu dinlerken kendinden geçip ruhunu teslim edenler bile varmış. Gür ve kalın sese, Davudi ses denillmesinin sebebi budur.)


**Son kıta ise hayli komiktir(alayla) ve trajiktir. Yazar, öznel olmak, belki de imzasını bu şekilde atmak için şiiri efsaneleştirmeye çalışmış. Nitekim, bi' çare şahsiyet bunu yapmak için bir çocuk tekerlemesinden esinlenmesiyle; o meşhur Tutunamayanlar'ın "Ah benim bilimsel/ saf kalabilen Yasinciğim" replikleri ile bizleri kendine seslendirtmeyi haketmiştir.

Tekerlemenin ilgili parafını hatırlayalım: Bilindiği gibi bir kadının oğlunun -muhtemeldir ki uzun zaman aradan sonra- evine dönmesi ile komşusu kadına oğlunun beraberinde ne hediye getirdiğini sormasıyla başlayan ve meraklı komşunun kara kediyi, kara kedinin çıktığı ağacı, ağacı kesen baltayı ve baltanın akıbeti şeklinde gelişen tekerlemedeki -yazarın aklınca; efsanedeki- suya düşen balta şiirde bahsedilen baltadır.
Sözlü efsane geleneğine de sadık kalarak; yazar, şiirinin konusunu eski Türkler'deki gibi dilden dile taşıyıp, kendi efsanesini yaymış ve şiiri şahitler huzurunda son buldurmuştur.